THY’nin İstanbul-Kolombo uçuşu yaklaşık 11 saat sürüyor. Bu uçuşun kat edilen yola oranla uzun olmasının sebebi ise uçağın önce Maldivler’in başkenti Male’ye uğraması… Uçak alçalırken herkes camlara yapışıp bu güzel adacıkların kuşbakışı bir fotoğrafını çekebilmek için yarışa başlıyor. 7 saat 15 dakikada vardığımız Male Havalimanı’nda balayı çiftlerini hafif kıskançlıkla uğurluyorum. Elimde değil Maldivler’in beyaz kumlu adacıklarının Hint Okyanusu ile bir araya gelerek yarattığı mavi tonları insanı kendine hayran bırakıyor. Neyse ki 1,5 saat bekleme yaptığımız esnada uçağın kapıları açık kalıyor da merdivenlerden başımı uzatıp bir Maldivler havası alıp kendimi teselli ediyorum.
1,5 saatlik bekleyişten sonra kaptanımız yeniden motoru çalıştırıp bizi turkuaz suların üzerinden sakince yeniden havalandırıyor. Bir süre sonra Dünya Sağlık Örgütü kuralları gereğince kabin görevlilerinin uçakta ilaçlama yapmaya başlayacakları anons ediliyor. O sırada kulaklarımda La La Land filminin soundtrack’i var. Ellerinde ilaç spreyleriyle koridor boyunca yürüyen hosteslere A Lovely Night parçası eşlik ediyor. Uçakta bir müzikal hayal ediyorum. Hostesler dans etmeye başlıyor, yolcular, yaşlısıyla genciyle onlara katılıyor. Sanırım hem gerçek hem de mecazi anlamda bulutların üstünde olduğum için beynim başka türlü çalışmaya başlıyor. 1 saat sonra Hint Okyanusu’nun minik göz yaşı damlası şeklindeki adası, eski adıyla Seylan’a ayak basıp uzun zamandır hayalini kurduğum seyahati yaşamaya başlayacağım ne de olsa…
Uçak Kolombo Havalimanı’na doğru alçalırken manzara Maldivler kadar büyüleyici olmasa da hindistan cevizi ağaçlarıyla sarmalanmış ada sıcak bir karşılamayla buyur ediyor bizi. Kapılar açılıp da uçaktan dışarıya adım atar atmaz nemli sıcağı hissediyorum. İlk gözlemlediğim şu ki Sri Lanka’lılar rahat insanlar, Airbus dolusu insan geliyor uçağa iki otobüs yanaştıralım dememişler. Birinci otobüs dolunca bizi merdivenlerde bekletiyorlar. Aynı otobüs yolcuları bıraktıktan sonra gelip bizi alıyor ve binaya ulaşıyoruz.
Binaya girer girmez vize bankosuna yürüyorum. (Dilerseniz http://www.eta.gov.lk/ adresinden online vize alabilirsiniz ama işlemler çabuk halloluyor ve vize alamamanıza sebep olacak bir şey olduğunu sanmıyorum zira vize olayına sadece ekstra gelir gibi bakıyorlar.) Sıra uzun değil, hızlıca görevliye ulaşıyorum. Ne kadar kalacağımı soruyor, 15 gün dediğimde vize ücretini ödemem için pasaportumu arkadaşına uzatıyor. 40 USD karşılığında 30 günlük Sri Lanka vizemi alıyorum ve pasaport kontrolü için sıraya giriyorum. Ne üzücü ki sıra bana geldiğinde görevli, önümdeki birkaç turist ile birlikte beni Immigration Form doldurmam için başka bir yere yönlendiriyor. Aklınızda bulunsun vizenizi aldıktan sonra pasaport kontrolüne gelmeden formunuzu doldurun, ben içerde herhangi bir yönlendirme görmedim ve uçakta da bununla ilgili bir uyarı yapılmıyor. Neyse ki formu doldurduktan sonra Türklüğümü konuşturup yine sıra beklememe gerek yok di mi diyorum -için için korkarak-, işimi bitirince hemen sizi alayım diyor. Uyuzluk yapsa yarım saat daha beklemem an meselesi 🙂
Vizeydi, formdu, pasaport kontrolüydü derken zaman kaybettiğim için sırt çantamın tek parça halinde geldiğini umarak konveyöre doğru hızlı adımlarla yürüyorum. Hayatımda beyaz eşya -hem de Beko- satıldığını gördüğüm tek duty free’ye de yeterli ilgiyi gösteremiyorum bu sebeple 🙂
Neyse ki sırt çantam hala bantta ve uzaktan tek parça gibi gözüküyor. Fakat yakına geldiğinde kapağı tutan tokalarının açılmış olduğunu görüp hafif panikliyorum. Ayrıca ıslanmış ve çamur olmuş olmasından bahsetmiyorum bile. Kıyafetlerimi ilgi çekici bulmamış olacaklar ki, eşyalarımın yerleştirdiğim gibi durduklarını görüp derin bir nefes alıyorum.
Havalimanından çıkarken para bozdurabileceğiniz exchange office’ler ve para çekebileceğiniz ATM’ler var. Vize görevlisi 50 USD üstünü Sri Lanka Rupisi olarak verdiği için nasıl olsa hostel yakın, taksi 10 USD’den fazla tutmaz diyerek havalimanından çıkıyorum. Amacım hızlı hareket edip hava kararmadan hostele varmak.
Havalimanının içindeki ve hemen dışındaki tüm taksi tekliflerini reddedip yolun karşısındaki otobüslere doğru ilerliyorum. Yolcusu olan bir taksici nereye gideceğimi soruyor ve aynı yöne gittiğimiz için beni de alabileceğini söylüyor böylece 1200 Rupi ile açılan taksi pazarlığında 600 Rupi’ye anlaşıyoruz.(Sonradan öğreniyorum ki makul fiyat da 500 Rupiymiş) Taksiyi paylaştığım kadın Hindistan’dan ve daha önce İstanbul’u ziyaret etmiş. “İstanbul çok güzel, o şehirde yaşadığınız için ne şanslısınız.” diyor. Gülümseyerek teşekkür edip ah bir de yaşayana sor diye içimden geçiriyorum.
Neyse ki hosteli offline haritada işaretlemişim (akıllı telefon uygulamaları yazımdan sonra bir süredir Hindistan’ı gezen arkadaşım Serap’ın önerisiyle indirdiğim maps.me sayesinde) taksicinin adresi kolayca bulmasını sağlıyorum. Yalnız taksici haritaya her bakmak istediğinde elini bacağıma koyuyor. Başta kültürel bir şeydir, herhalde dokunarak iletişiyorlar diyorum ama hareket birkaç kez tekrarlanınca sonunda adamın elini bacağımdan kaldırıp kendisine iade ediyorum.
Hostel tahminimden çok daha güzel, havalimanına çok yakın olması sebebiyle ilk gün uçuş yorgunluğuyla soluklanmak ve geceyi geçirmek için Hangover Hostel’i kesinlikle önerebilirim! Eşyalarımı odama yerleştirip ortak alandaki masalara oturuyorum. Meraktaki aile ve arkadaşlara iyi olduğumu bildiriyorum ve o sırada nasıl olduğunu anlamadan hemen birkaç arkadaş ediniyorum. Resepsiyonda çalışan Avustralyalı Ben’in önerisiyle yolun karşısındaki yerel lokantadan Vegetable Kottu alıyorum, arkadaşım Carissa da Egg Kottu.. Paket yaptırıp hostelin yolunu tutuyoruz. Yanında su ile birlikte akşam yemeğimi 1 USD’ye hallediyorum. Yemeği bitiremeyince başka bir Avustralyalı ile paylaşıyorum, o da buna karşılık 100 Rupi veriyor ve sanırım 35 cent’e karnımı doyuruyorum 🙂 Sebzeli Kottu, roti dedikleri bir ekmek(bizim gözlememize benziyor) ile karıştırılmış yeşil soğan, havuç ve içinde başka ne olduğunu bilemediğim çeşitli sebzelerle yapılan acılı fakat çok lezzetli bir yemek.
Sonra Alman arkadaş gitarını kapıp geliyor. Bir yandan tatlı tatlı müziğimizi dinleyip bir yandan ertesi gün Sigiriya’ya nasıl gideceğimizi planlıyoruz…
Not: Sivrisinekler inanılmaz! Resepsiyonda check-in yaparken ayak üstü iki ısırık aldılar. Sri Lanka’ya geliyorsanız yanınızda mutlaka vücudunuza sıkabileceğiniz bir sinek kovucu sprey bulunsun.
Sevgiler, selamlar!

2 Comments

Howardscamn için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir