İlk gün uçağım akşam 5 sularında Sri Lanka’ya vardığı için Colombo’ya gitmek yerine Negombo’da havalimanına 3 km uzaklıkta bir hostel tercih etmiştim. Bilmeden yaptığım bu tercih hem iki deneyimli sırt çantalı gezginle tanışmamı hem de seyahatime keyifli bir başlangıç yapmamı sağladı.

İkinci günümde biraz daha Negombo’da kalıp dinlenmeli miyim diye düşünürken onların rüzgarına kapılıp ertesi sabah Carissa ve Andreas ile beraber Sigiriya’ya doğru yola çıktım. Buraya giden direkt bir otobüs olmadığı için düşük bütçeyle seyahat etmek istiyorsanız 3 otobüs değiştirmeniz gerekiyor. Negombo otobüs garından Kurunegala’ya giden klimalı otobüsler var. (2 saat süresince yaptığımız bu yolculuğun değerini sonradan anlıyoruz.) Kurunegala’dan ise Dambulla’ya giden halk otobüsüne binmemiz gerekiyor. Açıkçası bu kısım, otobüs şoförünün hür iradesiyle son ses izlettiği bir Budist rahibin vaaz videosu sebebiyle oldukça zorluydu. Neyse ki 3 saat sürdü 🙂 Dambulla otobüs garında inip başka bir otobüsle Negombo’da kaldığımız hostelin önerisiyle rezervasyon yaptırdığımız Jungle Vista Hostel’e geçiyoruz. Toplamda 6 saati bulan yolculuğumuz sonrasında bir backpacker cennetine düşüyoruz. Jungle Vista’da gerçekten ormanın içinde kalıyoruz. Binanın ikinci katında duvarlar yok ve herkes bu ortak katta üzeri cibinliklerle örtülü çeşitli yataklarda kalabiliyor. Yer yatakları, ranzalar, normal karyolalar ve kızılderili çadırına benzeyen çadırlarda neredeyse 20 kişiyiz. Birinci katta ise bir yatakhane birkaç tane de özel oda bulunuyor. Jungle Vista’yı özel yapan şey ise burada gönüllü olarak çalışan gençler ve süper eğlenceli hostel yöneticisi… İlk günümüzde yakınlardaki bir göle güneşin batışını izlemeye gidiyoruz. Pirinç tarlalarının arasında yol alırken herkes birbirini daha yakından tanımaya başlıyor. 20:00 sularında akşam yemeğinin hazır olduğuna dair zili duyuyoruz ve herkes geniş bir ailenin üyeleri gibi bahçedeki uzun masada yerini alıyor. Ortaya Sri Lanka’nın eşsiz rice&curry’si geliyor ve yemeğimizi paylaşarak keyifli sohbetimize devam ediyoruz. O kadar doğal ve o kadar aile gibi ki sanki buradaki herkesi tanıyor gibiyim.

Jungle Vista Hostel

Ertesi sabah bir tuktuk tutup Dambulla’daki mağara tapınağa gidiyoruz. Dambulla’da 80 tane mağara tapınak olduğu söyleniyor. Gezdiğimiz 5 mağara ise UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine girmiş olanlar. Tapınaklara ulaşmak için 15 dakika süresince merdiven çıkıyoruz. Ardından bir düzlüğe varıyoruz, burada bayraklarla kaplı aşağıdaki fotoğrafta bulunan ağaç bizi karşılıyor. Bir taraftan Budist rahiplerin dualarını duyuyoruz. O anda mistik ve özel bir yerde olduğumuzu hissediyorum. Mağaraların içinde toplam 183 adet Buda heykeliyle Buda’nın hayatı resmediliyor. Mağaraların tavanları da bir o kadar süslü ve görülmeye değer… Buraya gelmeden önce Pinterest’te fotoğraflarını görüp de gezme hayalini kurduğum bu yerde olduğum için kendimi çimdiklemem gerekiyor. Hayalimi yaşıyorum ve bu gerçekten paha biçilemez.

Dambulla Cave Temple girişindeki ağaç

Dönüş yolunda yediğim ananas sebebiyle günün geri kalanını hosteldeki yatağımda hasta yatarak geçiriyorum. Bu yazıyı Sigiriya’dan ayrıldıktan 2 gün sonra yazdığım için yeniden bir ananas yemeyi denememle ananasa karşı alerjim oluştuğunu fark ediyorum. Gezinin geri kalanında maalesef bir daha ananas yiyemeyeceğim 🙁 Daha birkaç ay önce yediğim bir meyvenin şimdi bende böyle bir reaksiyona sebep olması her ne kadar beni şaşırtsa da size önerim yanınıza mutlaka bir antihistaminik ilaç almanız. Vücudunuzun farklı coğrafyalarda yetişmiş yiyeceklere nasıl tepki vereceğini asla bilemiyorsunuz.

Ertesi gün meşhur Sigiriya kayasına tırmanmayı planlıyorum ancak Sigiriya tırmanışı 4000 Rupi 27 USD olduğu için çoğunluk Sigiriya yerine yakınındaki Pidurangala isimli başka bir kayaya tırmanmayı tercih ediyor. Bu kayadan Sigiriya’nın fotoğraflarını da çekmek mümkün olduğu için teklifi hızlıca kabul ediyorum. Sabahın 5’inde diğerleriyle hostelin girişinde buluşup bir kamyonetin kasasına doluşuyoruz. Herkes uykulu fakat yolculuk zıplayarak geçtiği için yolda ayılıyoruz. 5:30 kayanın girişindeki tapınağa varıyoruz. Budist rahiplerin dua sesleri eşliğinde bir nevi hayır dualarını alarak tırmanışa başlıyoruz.

iphone’un çıkılan kat hesabına göre 44 kata eş değer bir tırmanış sonrasında nefes nefese kayanın tepesine vardığımızda bizi dolunay karşılıyor. Herkes kayanın bir köşesine çekilip fotoğraf makinelerini ayarlıyor ve güneşin doğuşunu beklemeye başlıyoruz. Ortalık aydınlandıkça ayaklarımızın altında uzanan doğanın eşsizliğini gözlemliyorum. Ağaçlar adeta çimen gibi, ben ise minik bir taş parçasının üzerinde oturuyor gibi hissediyorum. Kocaman dünyada ne kadar küçük olduğumu ve her şeyin ne kadar mucizevi olduğunu fark ediyorum. Güneş doğmaya başladığında farkındalığım bambaşka bir seviyeye ulaşıyor. Bu anı yaşadığım için şükrediyor, güneşin doğuşunu ve batışını daha sık izlemeliyim diye zihnimin bir kenarına not düşüyorum.

Pidurangala kayasından manzara

Aynı gün kahvaltıdan sonra Sigiriya’dan Kandy’e doğru yol almaya karar veriyoruz. Yeni otobüs yolculukları bizi bekliyor. Planımız yavaş yavaş güney sahiline ulaşmak. Yolculuğumun ilk gününde tanıştığım ilk iki kişinin de gezisini aynı şekilde planlamış olması ne güzel bir tesadüf…

Dambulla’dan 200 Rupi karşılığında klimalı bir otobüsle 3 saatte Kandy’e varıyoruz. Otobüs şoföründen normalde 2 saat süren bu yolculuğun Cumartesi trafiği nedeniyle bu kadar uzun sürdüğünü öğreniyoruz. Yol üzerinde yeşilin her tonunu görmek mümkün. Ağaçlar zaman zaman yolun iki yanından birbirlerine uzanıp üzerimizde birleşiyorlar. Dambulla-Kandy yolu üzerinde birçok baharat bahçesi bulunuyor. Daha önce haberim olsayı birini gezmek fena olmazdı diye düşünüyorum ama belki yolculuğumun geri kalanında böyle bir yer görürüm.

Kandy girişinde çılgın trafikle karşılaşınca herkesin neden Kandy hakkında çok iyi şeyler söylemediğini anlıyorum. Ancak burada görmek istediğim bir botanik bahçe var ayrıca ikonik Kandy-Ella trenine de buradan bineceğiz. Kandy’de Clock Inn Hostel’e yerleşiyoruz. Burayı çok merkezi olduğu ve bu şehirde az zaman geçireceğimiz için tercih ediyoruz çünkü yollarda çok fazla vakit kaybetmek istemiyoruz. Kandy’deki Royal Botanical Garden şehrin içinde harika bir park, içeri girer girmez geniş bir yeşil alanla karşılaşıyoruz ve otobüs yolculuğundan yorulmuş bedenlerimizi çimenlerin üzerine bırakıyoruz. Etrafımız kocaman, belki yüz yaşında ağaçlarla çevrili… Şehrin içindeki bir parkın nasıl büyük bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. Keşke İstanbul’da da gurur duyabileceğimiz böyle büyük bir park olsaydı… Parkta hayatımda görmediğim büyüklükte dev bambular ve birbirinden güzel ağaçlar bulunuyor. Güneşin batışı yaklaşınca nehrin kenarındaki ağaçlarda belki binlerce yarasa olduğunu fark ediyoruz. Karanlık çökerken onların zamanı başlıyor, artık kanat çırpmakta özgürler. Park görevlilerin kapanış uyarısını aldığımızda çıkışa oldukça yaklaşmış bulunuyoruz. Andreas Kandy’de kalmak istemediğini gece trenine binip Ella’ya gitmek istediğini söylüyor. Ertesi gün biz de Ella’ya gitmek istiyoruz ama tren istasyonunda bilet almak istediğimizde bütün birinci sınıf biletlerin tükendiğini öğreniyoruz. 4 gün sonrasına kadar birinci ve ikinci sınıf bilet olmadığı için ya beklemek zorundayız ya da üçüncü sınıf kompartmanda zorlu bir yolculuğu göze almalıyız. Andreas ile vedalaştıktan sonra hostelde ne yapacağımızı düşünmeye başlıyoruz ve ertesi gün 08:45 treniyle 3. sınıf yani rezervasyon gerektirmeyen kompartımanda gitmeye karar veriyoruz. 6 saat sürecek bu tren yolculuğunu ayakta geçirmek eziyetli olabilir ama Carissa da ben de Kandy’de daha fazla kalmayı anlamsız buluyoruz.

Kandy Botanical Gardens

Sabah tren istasyonunda bizim gibi bileti olmayan onlarca turistle birlikte sıraya giriyoruz. Kandy-Ella trenini birinci sınıf kompartımanda konforlu bir şekilde geçirmek isterseniz 1000 Rupi yani yaklaşık 7 USD ödemeniz gerekiyor. O kadar ucuz ki bu bileti alamadığımız için çok üzülüyoruz ama 1,5 USD’a aldığımız 3. sınıf biletlerimizle oturacak bir yer bulabileceğimize inancımız tam 🙂

Şimdi hazır olun çünkü bu yolculuk için inanılmaz bir tavsiyem var! Tren geldiğinde kapıya yönelmek yerine trenin açık camlarının birinden çantanızı koltuğa koyun ve arkadaşınız o koltuğa gelene kadar camda bekleyin. Bunu trende koltuk kaptığımızı düşünürken yerli birinin kaptığımızı düşündüğümüz koltukları camdan kafasını uzatarak canı pahasına korumasıyla fark ediyoruz. Böylece cam kenarı koltukları Alman bir aileye kaptırıp koridor tarafında oturuyoruz, buna da şükür en azından oturacak yerimiz var. Tren o kadar dolu ki oturduğunuzda bile koridordaki insanların göbeklerine başınızı yaslayıp uyuyabilirsiniz. Bu arada cam kenarına oturan Alman hatun yolculuk boyuncu uyuyor! Kendisini bir kaşık suda boğabiliriz!

Kandy-Ella treninin bu kadar ünlü olmasının ve turist akınına uğramasının sebebi yolculuk boyunca çay tarlalarının arasında yol alıyor olmanız. Tren ağır ağır gittiği için yol boyunca camlar açık ve Nanu Oya tren istasyonundan sonra her saniyesi gözünüzü kırpmadan izlemeye değer! Nanu Oya, Nuwara Eliya’yı görmek istiyorsanız inmeniz gereken durak. Nuwara Eliya da çay tarlalarıyla ünlü ve küçük İngiltere diye anılıyor. Bu bölgede yapılacak şeyler listesinde birinci sırada Adam’s Peak denilen tırmanış var. Güneşin doğuşunu izlemek için gece 2:30’da merdivenleri çıkmaya başlamanız gerekiyor çünkü önünüzde 4 km daha merdiven bulunuyor. Ben maalesef kendimi buraya tırmanacak kadar fit bulamadım. Zira Pidurangala’ya tırmanırken bile dizlerimin bağı çözülmüştü. Bu yüzden Nuwara Eliya’yı pas geçip Ella’ya doğru devam ediyoruz. Cam kenarı koltuğumuz olmadığı için fotoğraf çekemediğimden çantamı Carissa’ya emanet edip, kompartımanın kapısına doluşmuş Sri Lanka’lılardan bana yer vermeleri için izin istiyorum. Yolculuk benim için bu noktadan sonra başlıyor. Bence cam kenarı koltuğunuz olsa dahi kapıda oturup ayaklarınızı trenden sallandırmalı ve rüzgarın saçlarınızı savurmasına izin vermelisiniz. Her tarafım vıcık vıcık Sri Lanka’lı beylerle çevrili ama pişman değilim. Yine olsa yine yaparım 🙂 Hatta tüm yolculuğu orada geçirebilirim. Hayatımın en eziyetli tren yolculuğu bir anda en güzel tren yolculuğuna dönüşüyor. Sri Lanka’yı ziyaret ediyorsanız ne yapın ne edin bu trene binin! Henüz ikna olmadıysanız aşağıdaki fotoğrafa tıklayıp videoyu izleyin 😉

Ella’ya tren yolculuğu

6 saat sürmesi gereken yolculuğumuz 7 saatte tamamlanıyor ve trenden iner inmez tuvalete koşuyorum 🙂

Ella hakkında söyleyeceklerim bir sonraki yazımda!

2 Comments

Howardscamn için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir