Japonya, seyahatime başlamadan önce en çok merak ettiğim, görmeyi en arzuladığım yerlerden biriydi. Pahalı olmasına rağmen rotama eklemeyi çok istiyordum. Japonya’ya gitmek istediğimi söylediğim anda aldığım ilk tepki “Çok pahalı değil mi?” oluyordu. Zaman zaman motivasyonumu kaybedecek gibi olduysam da kiraz çiçeklerini düşünüp kendimi çimdikledim ve hayalime daha sıkı sarıldım. Şimdi Japonya’da geçirdiğim iki haftanın sonunda gönül rahatlığıyla iyi ki buradayım diyorum. Bu ada, gerçekten Asya’nın geri kalanından çok farklı… Neden mi?

Japonlar her ne kadar Çin kültüründen etkilenmiş olsalar da hala kendilerine has tarzlarını korumayı başarmışlar. Dünyanın hiçbir yerinde bu derece kibar, saygılı ve uyumlu insanları bir arada görmedim. Nezaketlerini bir çoğumuz metroda çekilen videolarda görmüşsünüzdür. Sıraya girmeleri ve önce inenlere yol verip sonra sırayla metroya binmeleri sosyal medyada epey dönmüştü. Düşünün ki bu nezaketi gün içinde her yerde görüyorsunuz. Bir şey satın aldığınızda parayı kasanın yanında bulunan küçük tabağa koyup veriyorsunuz ve kasiyer gösterdiği saygıdan tabağı iki eliyle alıyor ve defalarca teşekkür ediyor. Sanırsınız kendi dükkanı… Ne iş yaparlarsa yapsınlar işlerine saygıları inanılmaz yüksek, bu nedenle her şeyi mükemmele yakın yapmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bir restorandan ayrılırken mutfaktaki çalışanından, garsonuna herkes “Arigato gozaimas!” – “Teşekkürler!” diye bağırıyor. Ancak bunu o kadar içten yapıyorlar ki her seferinde şaşırmaktan kendimi alamıyorum.

Japonya’da İngilizce konuşanların oranı oldukça düşük. Bu kadar gelişmiş bir ülkede İngilizce eğitiminin neden yetersiz olduğunu düşünüp durdum başta. Sonra öğrendim ki Japonca en az farklı sese ve heceye sahip dillerden biriymiş bu da onların İngilizce aksanı mükemmel bir şekilde telaffuz etmelerini zorlaştırıyor. Durum böyle olunca da yeterince mükemmel konuşamadıkları için utanıp konuşmamayı tercih ediyorlar.

Uyum içinde yaşamak Japonlar için oldukça önemli bu nedenle birçoğu siyasi, dini görüşlerini açıklıkla belirtmiyor çünkü her hangi bir tartışmaya girmekten oldukça çekkiniyorlar. Konuşurken karşısındakine baskın olmamak adına ses tonlarını stabil tutuyorlar. Selamlaşırken ya da vedalaşırken karşısındakilere saygılarını belirtmek için eğiliyorlar. Bu nedenle zaman zaman vedalaşmalar hiç bitmeyen bir seremoniye dönüşüyor 🙂

Japonya’da ortaya emek konuyorsa onun karşılığı mutlaka ödenmelidir. Örneğin bizde bir SIM kart alsanız, dükkanda çalışan eleman hemen sizin için telefonunuzu açıp SIM kartı yerleştirir, gerekli işlemleri yapıp telefonu size teslim eder. Japonya’da SIM kartı aldığınız dükkan ise bu işlem için sizden ekstra para talep eder. Başta bu uygulama garip gelse de şimdi eşitlik ve emeğe saygı için böyle davrandıklarını anlıyorum ve belki de doğru olanı yapıyorlar diye düşünüyorum.

Japon kadınları evde çok değerli ancak iş hayatında hala erkeklerden oldukça gerideler. İş hayatına girseler de kariyer olanakları sınırlı ve eşit bir maaş dağılımı maalesef yok. Bu durum da genç kızların üniversite okusalar da evlendiklerinde ev kadını olmalarıyla sonuçlanıyor. Hatta çalışan kadınların erkekler tarafından eş olarak tercih edilmediklerini bile duydum. Genç kızların bir kısmı sadece güzel görünmek ve zengin bir eş bulmak ile ilgileniyorlar. Evlendiklerinde ise evin ekonomisi, düzeni, çocuklar ve eğitimleri kadının sorumluluğunda. Japonlar hepimizin bildiği gibi çok sıkı çalışıyorlar. İş çıkışı da Izakayalara (Japon pubları diye tarif edebilirim) gidip iş arkadaşlarıyla içmeleri vazgeçemeyecekleri bir gelenek (arkadaşlarıyla içmeye gitmemeleri iş ortamında hoş karşılanmıyormuş) olduğu için çoğu evlerine ya çok geç saatlerde ya da sadece hafta sonları gidebiliyorlar.

Japonya’da şehirler gerçekten uçsuz bucaksız. Bir şehir bitmeden diğeri başlıyor. Tokyo ya da Osaka gibi büyük şehirlerde yüksek yapılardan birine çıkıp da manzaraya baktığınızda şehrin nerede bittiğine asla emin olamıyorsunuz. Yaklaşık 14 milyon kişinin yaşadığı Tokyo’da metrekareye düşen insan sayısı oldukça yüksek ancak kalabalığın içinde dahi bir düzen var çünkü her şey kurallarla belirlenmiş. Trafik sakince akıyor. Yaya trafiği bile düzen içinde… Biz turistler hangi taraftan yürüyeceğimizi şaşırıp da düzeni zaman zaman bozsak da o kadar tatlılar ki gülümseyip önce size yol veriyorlar.

Güvenlik ve huzur Japonya’da gece gündüz hissedeceğiniz duygular. Cüzdanınızı, telefonunuzu, bilgisayarınızı oturduğunuz kafede masada bırakıp tuvalete gidebilirsiniz. Kadın olarak gece yalnız başınıza sokaklarda yürüyebilir, tek başınıza gece kulüplerine gidebilir, barlarda oturup içkinizi içebilirsiniz. Turistler dışında hiçbir erkek sizi kesinlikle rahatsız etmeyecek hatta size bakmayacaktır bile. Seyahatim boyunca sadece bir Japon benimle fotoğraf çektirmek istedi, onda dahi defalarca emin misiniz? Instagram’da paylaşabilir miyim diye defalarca sorup teklifini kabul ettiğim için en az üç beş kere teşekkür etti.

Japonlar sağlıkları konusunda oldukça takıntılılar. Genç ve sağlıklı kalmak onlar için oldukça önemli. Bu yüzden herhangi bir hastalık kapmaktan korkuyorlar ve ağız maskeleri ile dolaşıyorlar. Bu durum turist olarak kendinizi biraz kötü hissettirse de zamanla siz de onlara saygı göstermeye ve duruma alışmaya başlıyorsunuz. İlaç ve kozmetik satılan mağazalar başlı başına alışveriş merkezi gibiler ve Japon kadınları kozmetikleri konusunda oldukça hassaslar. Yatmadan önce uzun uzun makyajlar temizleniyor, kremler, serumlar sürülüp bakımlar yapılıyor. Sabah uyandıklarında da yüzlerini temizleyip kremlerini sürüp makyajlarını yapıyorlar. Ben yanımda küçücük kozmetik çantamla dolaşırken Japon kızlarının kocaman kozmetik çantaları beni hala şoklardan şoklara sokuyor 🙂

Biz Türkler misafirperverliğimizle övünürken Japonlar misafirperverlikte bizden çok daha olağanüstü bir performans gösteriyorlar. Bazı restoran ve barlarda şef dahil herkes sizi kapıya kadar uğurluyor, mekanlarını ziyaret ettiğiniz için teşekkür üstüne teşekkür ediyorlar. Bazen size gösterilen bu saygıdan o kadar utanıyorsunuz ki arkanızı dönemiyor siz de Arigato gozaimas diye diye geri adımlarla sokakta ilerliyorsunuz 🙂

Japonlar titiz, temiz ve görünümleri konusunda oldukça özenliler. Irk olarak zaten narin bir yapıları var ancak fit kalmak için de özel bir çaba gösteriyorlar. Kilolu bir Japon görmek bu devirde sokaklarda dolaşan bir geyşa görmek kadar zor. Bazı kızlar anoreksiya problemleri yaşıyorlar ve duyduğuma göre durum iyice ciddileşmeden bunu aileleriyle ya da doktorlarıyla paylaşamıyorlar.

Belirli alanlar dışında sokaklarda sigara içmek yasak ancak barlarda ve birçok restoranda sigara içilebiliyor. Bu en çok garipsediğim kurallardan biri oldu. Hala sebebini anlayabilmiş değilim.

Japonya’da check in ve check out saatleri oldukça enteresan. Çoğu hostele akşamüzeri 4’ten önce check in yapamıyorsunuz ve genel olarak sabah 10-11 sularında ayrılmanızı bekliyorlar. Japon tren pasım 2 hafta süreli olduğu ve olabildiğince fazla yer görmeyi istediğim için bu durumda her sabah erken uyanıp çantamı toplayıp hostelden ayrılmam gerekti. Birçok hostel akşam 9 gibi resepsiyonunu kapatıyor. Bu yüzden sürekli bir koşturmaca içinde trene atlayıp saat  bir sonraki şehre yetişmeye çalışıyorum. Ulaşım bu kadar pahalı olmasa 3 haftalık pas alıp ülkenin güneyine doğru biraz daha ilerleyebilmeyi çok isterdim.

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar… Japonya’da 2 haftada nasıl bir rota izleyebilir nereleri görebilirsiniz bununla ilgili bir yazı daha yazacağım. Sevgiyle kalın 🙂

2 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir