Seul köklü bir kültüre sahip olmasına, gelişmiş ve organize haline rağmen hala olgunlaşmamış, içinde birçok zıtlığı barındıran enteresan bir şehir. Doğunun bu kadar uzağında Asya’lı olmayı reddedenlerin yaşadığı bir coğrafya. Öyle ki Koreli kızlar Asya’lı gözükmemek için göz kapağı operasyonları yaptırıyorlar, birçoğu Avrupalı ya da Amerikalı gibi giyiniyorlar. Şehir de biraz böyle karmaşık, birkaç saray, tapınak var görülesi ama sanki gökdelenlerin arasına saklanmışlar. Turizm, kültürden çok alışveriş üzerine dönüyor. Seul’un ruhunu bul bulabilirsen. (Burada yazar “Seoul doesn’t have a soul.” demek istiyor.)

Seul’de 2 hafta kaldım ama öyle çok kültürel şeyler yapmadım. Evet, yapmadım! yargılamayın 🙂 Seul 5 günde rahatlıkla gezilebilir diye düşünüyorum. Daha fazla vaktiniz varsa ve yaz döneminde geldiyseniz Busan’a oradan da Kore’nin Hawaii’si diye anılan Jeju adasına gidebilirsiniz. Bunu ben değil, Koreliler söylüyor 🙂 Zira ben ne Busan’a ne de Jeju’ya gittim.

Hazır olun Seul’de mutlaka yapılması gerekenler listesini açıklıyorum!

Temple Stay

Nedir bu temple stay? Tapınakta konaklayarak, Kore Budizmi hakkında bilgilenmenizi sağlayan muhteşem bir deneyim diye özetleyebilirim. Ben Geumsunsa isminde şehir merkezine yakın olmasına rağmen bir tepede olması nedeniyle bir o kadar da şehrin gürültüsünden uzak, doğayla iç içe bir tapınakta konakladım. Kapılarını çalıp, hop ben geldim mi diyoruz? Hayır, tabi ki Koreliler dini bile ticarileştirip güzel bir internet sitesiyle turizme açmışlar 🙂 https://eng.templestay.com üzerinden bütün tapınakları görebilir, gece burada kalmak istemiyorsanız tek günlük programlardan birini seçebilirsiniz. Sadece iletişim bilgilerinizi girmeniz yeterli, sonrasında size bir onay e-maili gönderiyorlar ve ücreti tapınağa gittiğinizde nakit olarak ödeyebiliyorsunuz. Budizm felsefesine birazcık ilginiz varsa mutlaka deneyimlemenizi öneririm. 1 gece tapınakta kalıp ruhunuzu arındırın, rahiplerle konuşun, Seul’un gece ne kadar güzel bir şehir olduğunu odanızın balkonundan görün. Basit ama lezzetli vejeteryan tapınak yemekleriyle karnınızı doyurup, gece yer yatağında yatın. Çay seremonisi nedir öğrenin, fotoğraftaki tatlı Mandu’yu (Mandu Kore mantısı anlamına geliyor) mıncıklayın ve yeni arkadaşlar edinin 🙂

Nanta

Güney Kore’ye gelmeden önce ne Kore dramasını (Kore dizilerine drama diyorlar) ne K-pop’u (Kore pop müziği) ne de Korelilerin sanat konusunda bu kadar yetenekli olduklarını biliyordum. Seul’e geldikten sonra 20 yaşındaki Kanadalı K-pop aşığı oda arkadaşım sayesinde fazlasıyla bilgi sahibi oldum 🙂 Sonra hosteldeki poster sayesinde birçok müzikal olduğunu gördüm. Nanta, Broadway’de de sahnelendiği için bu şovların en ünlüsü, tam müzikal denemez çünkü şarkı söylemiyorlar. Ancak yemek temalı bir şov ve tencere, tava, chopstick, çatal, kaşık ne varsa kullanarak müzik yapıp dans ediyorlar. Bu tip performanslara merakınız varsa, Seul’e gelmişken hem Kore mutfağı hakkında birazcık bilgilenmek hem de keyifli vakit geçirmek için bu şova bir bilet alın. Yalnız sakın 35.000 Won’dan fazla ödemeyin. Biletler 50.000 Won’dan başlıyor gibi görünse de belli gün ve saatler için indirimler oluyor. Konakladığınız yer eminim size bu konuda yardımcı olacaktır.

Bukchon Hanok Village

Bukchon Hanok Köyü, Seul’de en en en beğendiğim bölge… Korelilerin geleneksel evlerine Hanok deniyor ve bu evlerin bulundukları konuma, bölgeye, mevsimlere göre inşa edildiği söyleniyor. Kore’nin soğuk kışlarında yerden ısınan, nemli ve sıcak yazlarında ise serin kalan bu evler hem işlevsel hem de çok sempatikler. Bukchon köyünün dar sokaklarında dolaşıp, ardından Seul’e tepeden bir bakmak için gözlem alanına gidebilirsiniz. Sokaklarda birçok genç kızın Hanbok ismi verilen her biri birbirinden güzel geleneksel kıyafetlerle prensesler gibi dolaşıp her köşe başında fotoğraf çektiklerini de bu bölgede sıkça görebilirsiniz. (Koreli kızların dahi bu kıyafetleri giyiyor olmasının sebeplerinden biri ise Hanbok ile sarayları gezdiğinizde bilet almanızın gerekmiyor olması, aklınızda bulunsun.)

Samcheong-dong

Samcheong-dong aslında Bukchon Hanok Village’ı da kapsayan, doğusunda ve batısında Seul’un en önemli iki sarayının bulunduğu, sırtını başkanlık sarayına yaslamış bir bölge. Dilerseniz Gyeongbokgung ve Changdeokgung saraylarını gezip bu bölgeyi de hızlı bir turla tek güne sığdırabilirsiniz ama benim önerim Samcheong-dong’u doyasıya gezmeniz. Sanat galerini, kafeleri, restoranları gezip azıcık da alışveriş yaparak ya da sadece mağazalara göz gezdirerek çok keyifli bir gün geçirebilirsiniz. Bu bölge zincir mağazalardan ve koca koca alışveriş merkezlerinden arınmış olduğu için Seul’un kaybolmuş ruhunu bulabildiğim tek yer olduğunu söyleyebilirim.

Insa-dong

Insa-dong Kore’ye özgü el sanatı ürünlerini görebileceğiniz küçük dükkanlarla dolu bir cadde. Çay setleri, Kore tarzı seramikler, kaligrafi kağıtları, fırçaları ve ufak tefek hediyelikler gibi geleneksel ve kültürel ürünleri bu bölgede bulabilirsiniz. Gyeonbokgung ve Changdeokgung saraylarını ziyaret ettikten sonra Insa-dong üzerinden yürüyüp bir şeyler atıştırabilir. Insa-dong’un sonunda Topgol Park’ı ziyaret edebilir ardından Cheonggyecheon Stream kenarında kısa bir yürüyüş yapabilir ya da suyun kenarında oturup biraz dinlenebilirsiniz.

Seul’de nerede kalmalı?

Tapınak ziyaretim haricinde iki farklı bölgede konakladım. Biri Hongdae diye anılan ve Hongik Universitesi çevresini kapsayan bu nedenle çoğunlukla gençlerin bulunduğu hareketli ve ucuz bir bölge. Hafta içi hava karardığında, hafta sonu ise her an sokakta enstrüman çalan, şarkı söyleyen, dans eden gençleri görebileceğiniz Hongdae, gece hayatı ile de oldukça ünlü. Hip-hop seviyorsanız bir akşam nb2 isimli gece kulübüne gidip Koreli gençlerin arasında eğlenmenizi öneririm. Kızlar dikkat, Koreli gençler sokakta ne kadar utangaçlarsa kulüplerde bir o kadar yapışkanlar 🙂 Ayrıca nasıl olsa bu ülke güvenli diye öyle çok rahat davranmayın, içkinizi ve çantanızı her zaman gözünüzün önünde bulundurun!

Hongdae bölgesinde birçok mağaza, galeri, kafe, bar ve restoran var. Biraz kafa dinlemek isterseniz ise Gyeongui Line Forest Park’a gidip çimlerin üzerinde bir şeyler yiyip içebilir, kitabınızı okuyabilir ve gelip geçen insanları izleyebilirsiniz.

Kültürel aktiviteler için ise en merkezi bölge Insa-dong ancak akşamları malesef oldukça sessiz ve ıssız oluyor. Bu nedenle hafta içi bu bölgede konaklayıp sarayları, tapınakları gezip görüp hafta sonu Hongdae’de konaklamanızı ve Seul’un gece hayatını deneyimlemenizi öneririm.

Seul’de ne yiyip ne içmeli?

Kore’de yemeklerin bir kısmı mutfakta hazırlandıktan sonra masanızdaki minik ocakta pişiyor. Yemeğin sıcak ve lezzetli kalmasını sağlayan hem de daha interaktif bulduğum bu tarzı ben çok sevdim. Ancak problem Kore’de tek başınıza yemek yemenin zorluğu… Bu ülkede her şey en azından iki kişi için, bu yüzden bazı restoranlar özellikle masada pişen ve büyük porsiyonlu yiyecekleri tek kişiye servis etmek istemeyebilir. Üstünüze alınmayın, Kore’de romantizm önemli ve her şey çiftler için 🙂

Bizdeki ocakbaşının bir benzeri olan Kore barbeküsü ise bu ülkeye geldiğinizde mutlaka denemeniz gereken ilk yemek! Özellikle çakıl taşları üzerinde etleri pişirdiğiniz geleneksel versiyonunu bulmanızı öneririm.

Neredeyse her yemeğin yanında mutlaka metal bir kapta pirinç ve Kimchi ismi verilen turşular sunuluyor. Bu yüzden bir tas çorba oldukça doyurucu ve uygun bütçeli bir yemek olabiliyor. Benim favorim Seolleongtang adındaki işkembe çorbası 🙂

Ayrıca baharatlı yiyecekleri seviyorsanız yine masada pişen, sebzeler, noodle ve Korelilerin rice cake dediği hamur parçalarından oluşan Tteokbokki’yi mutlaka deneyin.

 

Howardscamn için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir